Yaşamdan ve içindeki her şeyden sıkıldım artık. Ne tercihimdir böyle yaşamak ne de bir mutlu anı hatırlamıyorum artık.
Çokta bir beklentim yoktu zaten. Asla günübirlik yaşama hevesinde değilim, ama asla günübirlik yaşantından öteye gitmedi yaşamım. Bir ay sonrasını planlayabilmek bizim gibi doğanlara lüks gelir. Hangi nesiliz, hangi çağın insanlarıyız onu da kestirebilmek zor. Ayakkabısız kışlar geçirdik çocukken. Şimdi ise birden fazla ayakkabımız var. Kemer takacak pantolonumuz yoktu o zamanlar. Şimdi kotlarımız, kumaşlarımız var. Köy evlerimizin en zengini kilim serebilirdi, bizim ise keçi yününden yapılma palaslarımız vardı. Şimdi hem halılarımız hem de koltuklarımız var. İki taş arasında yakılmış odun ateşinde pişerdi tek çeşit aşımız. Şimdi daha doğal dedikleri gazımız ve salatasız, pilavsız yemek eksiktir bize göre. Gaz lambası yeterince aydınlatırdı gecelerimizi. Elektrik denen şeyi görene kadar. Islıkla yada seslenerek haberleşirdik çoğunlukla, yada birini yollardık acil bir durumda. Şimdi 3G Ceplerimiz I-pod larımız msn’miz var. Ayaklarımıza yada ahırdaki eşeğimize güvenirdik, bir yere gitmemiz gerekiyorsa. Şimdi ise binlerce kilometreyi uçakla bir iki saate gidiyoruz. Üstelik kontroller 1 saat sürüyor diye şikayet ediyoruz. Televizyon diye bir kutu varmış insanları gösteriyormuş şehirlerde, duyardık şehirden gelen çocuklardan. Şimdi full HD olmayan 106 LCD veya LED tv pek işe yaramıyor bize göre. Şanslı olupta şehirde yada kasabada ortaokula giden biri ilk vesikalık resmini görme şerefine erişirdi, üstelik kimliğini de çıkarıyorlardı. Şimdi biraz ileri gidip anne karnında bile çekiyorlar bebeklerin resmini. Mercimek çorbası yegane kahvaltımızdı bizim. Eğer şanslıysak ayda bir iki kez zeytinli, çaylı kahvaltı bile yapardık. Çok doğal beslenirdik, tarlalarda veya dağlarda yetişen birçok doğal bitki ve yemiş yerdik mevsimine göre. Hele yazın dut çıkınca ailelerimiz kurtulurdu öğle yemeğini yapmaktan. İlaç niyetine bütün köyü dolaşıp bir portakal aradığımız olurdu hasta biri için. Yani kafam karışıyor bazen, hangi nesildenim, hangi çağın insanıyım diye takılıyor kafama zaman zaman.
Evet hayatın bir çok nimetinden faydalandım, faydalanıyorum da Ama her çağın her neslin en sonuncusu olarak. Tüm çaba sadece hayatta kalabilmek, yaşamak adına ise bir şey yok. Bakınca insan çevresine, insanlara, yaşayış biçimlerine, bir şeylerin yanlış olduğunu fark edebiliyorsunuz. Evet kesinlikle bir şeyler yanlış gittiğini fark ediyorsunuz. Değişen sadece yaşam biçimimiz yada çağ değil. Bizde beraberinde bir değişime uğruyoruz. Ama ne yazık ki bizim değişimimiz iyinin tersine kötüye doğru gidiyor sanki. Sağlıksız yetiştirdiğimiz sebzeler, meyveler gibi.
Bir şeyler yanlış gidiyor. Bunu fark etmemek zor değil. Dünya tarihi boyunca bu kadar hızlı bir değişim hangi toplumda, hangi çağda oldu diye baktığınızda bu durum sadece bizim çağda yaşanıyor. Daha önceki toplumlarım hiç birinde bu kadar hızlı gelişme ve değişim tarihin hiçbir sayfasında bulamazsınız. İşte uyum ve hayatta kalma mücadelesi bu noktada daha net belirginleşiyor. Çünkü bir çok değer yok olup giderken yeni bilinmeyen ne olduğu belli olmayan şeylerle yaşamaya başladık. Maneviyatımız aynı şekilde yıkıma uğramakta. Gelenekler, görenekler bir anlam ifade etmiyor yeni nesiller için. Bizler ve bizim gibi doğanlar geçmiş ile şimdiki zaman arasında uyum çabasındalar, hayatta kalma çabasındalar. Bir taraftan maneviyatın, geleneklerin, değerlerin korunabilmesi çabası, bir tarafta bunları hiçe sayan bir nesil ile birlikte yaşama mücadelesi.
Bir şeyler yanlış gidiyor. Bunu fark etmemek zor değil. Dünya tarihi boyunca bu kadar hızlı bir değişim hangi toplumda, hangi çağda oldu diye baktığınızda bu durum sadece bizim çağda yaşanıyor. Daha önceki toplumlarım hiç birinde bu kadar hızlı gelişme ve değişim tarihin hiçbir sayfasında bulamazsınız. İşte uyum ve hayatta kalma mücadelesi bu noktada daha net belirginleşiyor. Çünkü bir çok değer yok olup giderken yeni bilinmeyen ne olduğu belli olmayan şeylerle yaşamaya başladık. Maneviyatımız aynı şekilde yıkıma uğramakta. Gelenekler, görenekler bir anlam ifade etmiyor yeni nesiller için. Bizler ve bizim gibi doğanlar geçmiş ile şimdiki zaman arasında uyum çabasındalar, hayatta kalma çabasındalar. Bir taraftan maneviyatın, geleneklerin, değerlerin korunabilmesi çabası, bir tarafta bunları hiçe sayan bir nesil ile birlikte yaşama mücadelesi.
Sonuç? hüsran, yenilgi, mağlubiyet. Toplumun gerisinde kalarak var ile yok arasında yaşamaktan başka bir şey kalmıyor elde. Ne yetiştirdiğimiz çocuklarımıza bir şey verebiliyoruz, ne de toplumda normal sayılabilecek insani yaşam standartlarına ulaşabiliyoruz. “Geçen sene de aynı ayakkabıyla okula gidiyordum, artık su çekmeye başladı.” “ Çantam delinmiş ondan kalemlerim hep düşüyor.” “Okul üniforması eskidi yenisini almamız lazım.” “Bu ay da kira ödemezsek ev sahibi çıkacaksınız diyor.” “3 Aydır aidat vermedik faiziyle istiyorlar.” “Elektrik faturasını ödemezsek bu kesilecek.” “Kışlık montu olmadığı için çocuk sürekli hastalanıyor. Hastane masrafı mont parasını geçti.”
“Dolap bomboş yemek yapacak bir şey kalmamış.”
Ardı arkası kesilmez sorunların. Kendiyle beraber, eşine, çocuklarına aynı acıyı, aynı sefaleti yaşatır bizim gibi doğanlar. Gerçekten zordur yarına çıkmak. Yan komşu doğum günü hediyesi olarak eşine araba hediye ederken sen yarın pişirecek ne yapsam diye kara kara düşünürsün. Yokluk alır senden, ailenden saadeti, saygıyı, hürmeti. Tartışmayla başlayan gün bazen kavgayla son bulur. Birbirinizi tanıdığınız güne küfür eder durursunuz. Yıkar seni yerle bir eder bu yokluk. Bozulur ruh halleri bu tartışmalara şahit olan çocukların. Zaten yitirmiştik maneviyatı bu kadar hızlı değişen yaşamda. Ondan kalan kırıntılarla tutunuyoruz birazda aile kavramına, hayata. Tabi buna da hayat denirse.
Alışkındık biz yokluğa, az ile mutlu olmasını da bilirdik. Ama çocuklarımız, canlarımız bilmezler onlar. Saf, temiz ve gerçekçidirler. Dolambaçlı düşünmezler, maske kullanmazlar, kullanmasını henüz bilmezler. Saklamazlar düşündüklerini, yürek yakan, kalbi dağlayan sorular sorarlar. Kaçamak cevaplara tatmin olmazlar. Arkadaşlarının giydiğini neden giydiremediğimizi açık yüreklilikle söyleyemeyiz onlara. Yetersiz ve başarısız bir ebeveyn olma acısını iliklerimize kadar his ettirirler bazen. Bilmeseler de.
Birikir bütün bunlar tek tek. Ve dayanamaz sorgularsın kendini, varlığını, işini, hayatını. Boş boş etrafa bakar gözler.Ne güneşin ışığı yeterince aydınlatır seni ne de gökyüzün rengi mavidir. Ne yediğin yemeğin bir tadı olur, ne de uyuduğun uyku dinlendirir seni. Geceler kabusun olur. Yalnız kalmak ise işkence. Çünkü düşüncelerle baş başa kalmak ve sonunun bir çıkmaz olduğunu görmek çekilmez bir hal alır artık. Bir meşgale ararsın kendine düşüncelerinden kurtulmak için. Bir avuntu ararsın kendine. Bir avuntu…
Çocukluğumun tümünü hatırlamasam da belki bir şekere mutlu olmuşumdur, yada bir yolunu bulup nehirde yüzmeye gidebildiysem arkadaşlarla. Şimdi ise bu kelimenin var olduğunu biliyorum fakat nerede olduğuna dair bir fikrim yok. Evet benim gibi doğanların maskelerine aldanmayın. Bizler varız ve bu toplumun içindeyiz. Çoğunuz görmezden gelseniz de biz var ile yok arasında hala hayattayız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder